Doğrudan ülkenizin Pilz anasayfasına gitmek için, lütfen haritadan konumunuzu seçin. Ülkenizi seçemiyorsanız, buraya tıklayın: Genel site

Kapat
Türkiye | türkçe

Misyonumuz Türkiye’mizi emniyetli ve verimli otomasyon merkezi haline getirmek…

Türkiye’de emniyet konusundaki bilincin tam olarak oluşmadığını ifade eden Pilz Türkiye Genel Müdürü Yavuz Çopur ’dan otomasyonda emniyet kavramı ve teknolojik gelişmelerin emniyet otomasyonu sektörüne yansımaları konusunda bilgi aldık.

Makinelerde emniyet nedir ve neleri kapsar?

Pilz Genel Müdürü Yavuz Çopur : Makinelerde emniyet, makinelerin mekanik, elektriksel ya da elektronik kontrolle ilgili açıklarından meydana gelebilecek kazaları ortadan kaldırmaya yönelik yapılan tüm işlemleri kapsar. Ağırlıklı olarak emniyet kelimesi aklımıza mekanik tedbirleri getirir. Makineler mümkün olduğunca hızlı çalışmak zorunda olduğundan ve çalışabilmeleri için de genellikle bir operatör gerekeceğinden alınan mekanik tedbirler çoğunlukla üretimin hızını düşür. Asıl önemsenmesi gereken nokta, makineye ‘acil dur’ komutu geldiğinde makinenin durup durmayacağıdır. İşte bu noktada kullanıcıyı bekleyen önemli riskler var. Özellikle metal işleyen tehlikeli makinelerde oluşabilecek emniyet açıkları ciddi kazalara neden olabilir. Bu yüzden tehlikeli makinelerle çalışanların çok dikkatli olması, bu dikkatin yanında makinenin donanımının da yeterli olması gerekiyor.

Emniyetli bir makine elde etmenin iki aşaması vardır. Birincisi operatör acil duruş butonuna bastığında makinenin duracağının garanti altına alınmış olması, ikincisi ise makine kumanda sisteminin birbirini doğrulayan çift paralel bir yapıda olması ve sistemin kendinde tespit ettiği hatalardan dolayı makinenin çalışmaya hiç başlamamasıdır. Yani makineyi acil olarak durduran bir sistemin olması yetmiyor. Sistemin çelişki durumunda makineyi hiç çalıştırmayarak kazayı olmadan önlemesi gerekiyor. Bu nedenle de mekanik tedbirlere elektrik ve elektronik yapıyı içeren tedbirlerin eklenmesi şart! Kumanda sisteminin ona göre yapılandırılması, makas, pres, giyotin, testere gibi makinelerin farklı yönlerden incelenerek tüm donanımın uygun hale getirilmesi gereklidir.

Otomasyonda emniyet kavramı hakkında bilgi alabilir miyiz?

Yavuz Çopur : Yapı olarak otomasyon insana benzer. Nasıl duyu organlarımızla dış dünyayı algılıyor, beynimizle bunu değerlendirip bir sonuca varıyor ve bu sonucu kol, bacak, ağız gibi organlarımızla çıktı haline getiriyorsak otomasyonda da sensörlerden gelen bilgiyi kontrol ünitesinde değerlendiren bir programı çalıştırarak makinenin tahrik ünitelerini sürüyoruz. Bu noktada Emniyet Otomasyonunun standart otomasyondan temel farkı tek kulakla değil çift kulakla duyması, düşünmesi ve her ikisinin de sürekli birbirini doğrulamaya çalışarak risksiz kararlar vermesidir. Yani emniyet sistemleri aynı bilgiyi aynı şekilde işleyip aynı sonuca ulaşmadığı anda sistemi komple kapatır. İşte kaza bu şekilde önlenmiş olur.

Bu noktadan bakıldığında emniyet otomasyon ürünleri standart otomasyon ürünlerine oranla 2–3 kat daha fazla donanım içerirler. Daha karmaşık ve daha pahallıdırlar. Standart otomasyon ürünleri otomobil ise emniyet otomasyon ürünleri uçaktır. Otomobiliniz arızalandığında kapıyı açar, aşağı inersiniz. Uçağınız arızalandığında sizin için artık çok geçtir!

Otomasyon ile emniyet ürünleri arasındaki bu paralel ilişkiye rağmen aslında kavramsal olarak otomasyon ile emniyet birbirine zıttır. Üretimin olduğu her yerde otomasyon, otomasyonun olduğu her yerde de risk vardır. Çünkü yapı olarak otomasyon ‘durma git hızlı ol derken’, emniyet ‘yavaş ve dikkatli hareket et, benden uygun komutları bekle, acele etme’ der. Bu ikili arasında bir çelişki bulunur ve bu çelişki aslında otomasyonu yavaşlatmaktadır.

Otomasyonu yavaşlatmadan hatta hızını arttırarak emniyet sağlamak mümkün mü? Elbette mümkün ama yüksek teknolojili, programlanabilir emniyet ürünleri ve doğru mühendislik ile!

Biz bu durumu dergilerde gördüğünüz reklâmımızda yansıtmaya çalıştık: Araç koltuğuna oturmuş bebek küresel pazara göre henüz küçük, büyümekte olan işletmelerimizi sembolize ediyor. Nasıl bebeğin hayatını emniyetle sürdürmesi için bir kemere ihtiyacı varsa, işletmelerimizin de küresel yarıştan kopmadan sağlıklı şekilde büyümeleri için Emniyet ve Otomasyonun sağlayacağı sinerjiye ihtiyaçları var. Biz 40 yılı aşkın süredir geliştirdiğimiz ileri teknoloji, ürettiğimiz yenilikçi ürün ve hizmetlerle onlara bu yarışta bir adım önde olma fırsatı sunuyoruz ve diyoruz ki "İşletmenizi Emniyetli Otomasyonun Sinerjisi ile Büyütün !”

Gelişmiş ülkeler otomasyonda emniyet kavramıyla 1990’ların başında tanıştı. Bu kavram maalesef Türkiye’de 2005’ten sonra yeşermeye başladı. Gelişmiş dünya ile aramızdaki 15 yıllık farkı onların 15 yıl önce kullandığı temel ürünlerle kapatamayız. Bu farkı kapatmak için bugünün teknolojisine, bilgisine ve mühendisliğine ihtiyaç var. İşte biz de bunu yapmak için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Makineler mutlaka emniyetli hale gelmelidir. Fakat makinenin emniyetli olmasının bedeli üretimden kayıp ya da verimsizlik olmamalıdır!

Pilz’in sunduğu çözümler hakkında bilgi verir misiniz?

Yavuz Çopur : Pilz 1967 yılında ilk çift el emniyet rölesini pazara sunduğu günden bu yana emniyet otomasyonu sektöründe faaliyet gösteriyor. Yani uçak teknolojileri üretiyor. Ayrıca Pilz tüm ticari faaliyetlerini sadece bu konuda yürüten dünyanın ilk ve tek firması. Bir konuda bu kadar uzmanlaşmanın sonucunda da çözümler de etkin ve çeşitli oluyor.

Sunduğumuz çözümlerden bir tanesi RETROFIT. Kelime anlamı itibarı ile eski makine ve sistemlerin günümüz teknolojisine yükseltilmesini içeriyor. Biz RETROFIT ile makinelerin hem emniyet revizyonunu hem de otomasyon seviyesinin yükseltilmesini amaçlıyoruz. Türkiye’ye yurt dışından gelmiş veya eskiden üretilmiş binlerce eski pres var. Bu makineler günümüz emniyet normlarının çok gerisinde olmakla kalmıyor aynı zamanda da üretim verimliliği açısından da modern çağın dışında yer alıyor. Bizim amacımız bu makineleri emniyetli ve verimli hale getirmek.

Türkiye’nin küreselleşmiş dünya ile rekabet edebilmesi ancak doğru tesis, doğru makine ve yüksek verimlilikle sağlanabilir. Eski silahlarla bu savaş kazanılamaz. Bu nedenle sanayimizi yarının teknolojisi ile bugünden tanıştırmak ve donatmak istiyoruz. Misyonumuz budur.

Bugün Türkiye’de emniyet denince akla maalesef sadece ışık perdesi geliyor. Bir presi emniyetli mi yapmak istiyorsunuz? "Takın o halde bir ışık perdesi.” Ama bu az önce bahsettiğim sebeplerden dolayı bu o kadar da basit ve doğru değil! Işık perdesi tek başına yeterli olamıyor çünkü tek başına sistemin durmasını garanti altına alamıyor. Işık perdesini PLC’ye, kontaktöre bağlayan ürün tedarikçileri var. Emniyet konusunda kendileri hiçbir şey bilmeyen bu insanlar, ürün satmak adına maalesef müşterilerini de büyük bir yanlışa sürüklüyorlar. Sonuçta harcanan para ve çabalara rağmen makineler emniyetsiz olmakla kalmıyor daha da verimsiz çalışır hale gelebiliyor. Bu, ülkemiz için çok büyük bir israf. Aynı israfı 80’li yılların başında Betamax videolarla yaşamıştık. Tüm Avrupa VHS sistemi kullanılırken sebebi anlaşılmaz şekilde (!) Türkiye’de Betamax videolar moda olmuştu. Daha sonra anladık ki kalıcı olan VHS sistemiymiş. Sonuçta Betamax’lar alanın başına dert oldu…

İşte bu nedenlerden dolayı biz sanayicimizi bilinçlendirmeye çalışıyoruz. RETROFIT projelerimizi emniyet rölesiyle değil, programlanabilir emniyet rölesi ile gerçekleştiriyoruz. Bu yeni teknolojili ürün sayesinde makinelerin tüm emniyet fonksiyonları ve standart işlevleri tek bir ürün üzerinde toplanıyor, işçilik, devreye alma, arıza bulma gibi maliyetler %35 oranında azalıyor, emniyet normlarına tam uygun ve yüksek verimli bir çözüm elde ediliyor. Yaptığımız RETROFIT projelerinden oldukça olumlu dönüşler aldık. Sonuçta bizi tercih eden sanayicilerimiz ellerindeki eski makinelerini çok uygun bir bedelle emniyetli ve verimli hale getirmiş oldu ve böylece yeni makine yatırımından tasarruf ettiler.

Emniyetle otomasyonu birleştiren bir diğer çözümümüz de WIN’08 Fuarı’nda tanıttığımız SafetyEye. Bu sistem robotların çalıştığı alanlarda insan hayatına etki edebilecek hareketleri veya tehlikeleri ortadan kaldıran dünyanın ilk ve tek üç boyutlu kamera izleme sistemidir. Sistem robotun çalışma alanının etrafında sanal koruma katmanları oluşturarak bu katmanlara giren nesneleri algılama prensibi ile çalışır. Buradaki amaç robotların üretim alanındaki mekanik koruma duvarlarını emniyetli şekilde ortadan kaldırarak üretim alanlarında rahatlama sağlamak ve robot çalışma verimliliğini de emniyetli şekilde arttırmaktır.

Pazarınızın ağırlığını son kullanıcılar mı, yoksa makine imalatçıları mı oluşturuyor?

Yavuz Çopur : Her ikisi de aynı ağırlıkta diyebilirim. Tabii makine imalatçıları çok sayıda makine üreten yapıda oldukları için müşteri olarak oldukça önemli bir potansiyel teşkil ediyorlar. Bunun dışında ürünlerimizi kullanan son kullanıcı dediğimiz sanayi tesisleri de oldukça fazla. Her iki faaliyet de pazarda paralel olarak yürüyor.

Gerçekte bu iki müşteri grubunun beklentileri ve sorunları farklıdır. Mesela bir makine üreticisi ürününü kusursuzlaştırmaya çalışırken, sanayi tesisi elindeki makineyi uzun süreli ve yüksek randımanlı kullanma amacındadır. Bizim çözümlerimiz her iki gruba da hizmet verebildiği için özellikle sanayi tesislerinde bir hizmetler bütünüyle makinelerin ve tesisin toplam verimliliğini arttırmaya çalışıyoruz. Önümüzdeki dönemlerde adını daha fazla duyacağınız bu hizmetler firmalarımıza daha fazla kazancı da beraberinde getirecek. Ama öncelikle bu konudaki bilinçlenmenin artması gerekiyor. O bilinçlenme olmadığı zaman siz hangi hizmeti sunarsanız sunun önemi yeterince anlaşılamayacaktır.

Çözüm sunduğunuz sektörler ağırlıklı olarak hangileridir?

Yavuz Çopur : Otomasyonun olduğu her sektör için çözümlerimiz var ancak bugün için öncelikle çözüm sunduğumuz sektörler emniyete en fazla ihtiyaç duyan, en çok kaza yaşanan ya da bu konuda en çok sıkıntı çeken sektörlerdir. Tabi burada makinenin yapısı, hızı, hareketli parçaları ve yaptığı iş de emniyet çözümünün boyutunu belirliyor. Mesela bir kahve makinesinin elektrik çarpması dışında doğrudan insana herhangi bir zararı yoktur. Fakat bir testere ya da hidrolik pres dikkat edilmediği durumlarda çok büyük zararlara yol açabiliyor. Bu nedenle önceliğimiz iş kazalarının yoğun olarak görüldüğü bu sektörlerde yoğunlaşıyor. Yine bu sektörlerdeki firmalar sahip oldukları riskleri fark ederek bu konuda önlem almak için daha istekli oluyorlar. Risk büyük olduğu için emniyet konusundaki talep bu sektörlerde hızla artıyor.

Nasıl EDS sistemi emniyet şeridi ihlallerini hatırı sayılır oranda azalttıysa resmi denetlemeler, cezalar ve yaptırımlar da CE’siz makine alım-satımı sorununu tarihe gömecektir! Ancak buradaki en önemli konu denetimlerin kaza olduktan sonra değil, kaza olmadan önce yapılması ve uygulanmasıdır.

Makine imalatçıları yerli piyasaya yönelik üretimlerinde güvenlik ürünü kullanıyorlar mı? Yerli veya yurt dışı piyasaya sunulan ürünlerde güvenlik ürünü kullanma konusunda oransal bir farklılık var mı?

Yavuz Çopur : Bu soruyu cevaplarken makineleri onay kuruluşlarından onaylı makineler ve üretici tarafından deklarasyonlu makineler olarak ikiye ayırmak lazım.

Üretici tarafından deklarasyonlu makineler (self decleration ) önemli riskler içermediğinden burada emniyet normlarına uygunluk üreticinin insafına kalmıştır. Ancak Avrupa Topluluğu bünyesine ihraç edilen her makine kaza yaşatması ve araştırma sonucunda kusurlu görülmesi durumunda üreticisine çok ciddi yaptırımlar yaşatacaktır. Bu noktada birçok üretici "yıllardır üretip satıyoruz bir şey olmadı” yaklaşımıyla tehlikeyi görmezden geliyor. Ancak bu tip makinelerde bizim yaptığımız çalışmalar gösteriyor ki kaza riski azımsanmayacak kadar büyük. "Allah korusun” demekten kendimizi alamıyoruz.

Birinci grup ise tehlikeli makine grubuna girdiği ve onay kuruluşu denetimi gerektirdiği için yurt dışına giden makinelerde üreticilerimizin büyük çoğunluğu emniyet normlarına tam uygun üretim yapıyorlar. Ancak konu iç piyasa olduğunda yatırımcıların talebi ile bu riskli makinelerde emniyet konusu görmezden gelinebiliyor. Aslında burada üreticilerimizi suçlamak doğru değil. Pazarda hala 2 kuruş ucuz olsun diye emniyetsiz makine talep eden çok sayıda yatırımcı var ve maalesef resmi denetimler de etkin şekilde başlamış değil. Bu aynen emniyet şeridinde araç sürmeye benziyor, nasıl EDS sistemi emniyet şeridi ihlallerini hatırı sayılır oranda azalttıysa resmi denetlemeler, cezalar ve yaptırımlar da CE’siz makine alım-satımı sorununu tarihe gömecektir! Ancak buradaki en önemli konu denetimlerin kaza olduktan sonra değil, kaza olmadan önce yapılması ve uygulanmasıdır. Zira testi kırıldıktan sonra içindeki değer akıp gider ve kaybı önleyemezsiniz.

Bu denetimler etkin şekilde başladıktan sonra oluşacak en büyük ikilem ise üreticilerimizden iç pazara emniyetli makineler sunmalarını isterken CE’ye uygun olmayan eski ve yeni, emniyetsiz makinelerin ithalatına izin veriliyor olması olacaktır. Bu gerek imalatçılarımız gerekse ülke çıkarlarımız açısından son derece sakıncalı ve yanlış bir durumdur. Türkiye’nin ve ihracatımızın yükselen değeri makine imalat sektörünün gelişmesini önleyecek en büyük engeldir. İthalat ve yerli üretim kapsamında ortak standartlar ivedilikle belirlenmeli, bunlara harfiyen uyulmalı ve bu çizginin dışına çıkılması önlenmelidir ki haksız rekabet değil, hak eden kazansın.

Ethernet ve kablosuz teknolojilerin gelişimi ve ürünlerinize yansımaları nelerdir? Emniyet ürünleri giderek daha akıllı hale geliyor mu?

Yavuz Çopur : Gerek güvenlik gerekse de emniyetle ilgili kablosuz teknolojiler çok hızlı ilerliyor. Biz de bu aşamada endüstriyel kablosuz ağları destekleyen sistemler geliştirdik. Bunlara emniyetli kablosuz iletişim sistemleri de diyebiliriz. Bu konudaki temel sorunlar, endüstriyel alanlardaki iletişimi bozucu etkilerle zayıflatıcı ve değiştirici etkilere karşı alınacak önlemlerdi. Teknolojinin gelişmesiyle bu alanda da ciddi oranda bir iyileşme sağlandı. Önümüzdeki dönemlerde bu teknolojiler üzerine yaptığımız çalışmaları Türkiye’de de duyuracağız.

Bu yeni teknolojiler güvenlik sistemlerini maliyet açısından ne yönde etkiliyor?

Yavuz Çopur : Teknoloji geliştirmek için yapılan Ar-Ge çalışmalarının önemli bir bedeli var. Burada her şeyin başı kâr. Firmaların hepsinin tek amacı var kâr etmek. Bunu sağlayabilmenin önemli bir yolu da Ar-Ge’den geçiyor. Nasıl film çekerken harcanan para ortaya çıkan eserin gişe hâsılatlarını birkaç katına çıkarabiliyorsa Ar-Ge katılmış bir ürünün piyasadaki başarısı da aynı şekilde artıyor.

Ar-Ge faaliyetleri firmaların katma değer yaratmaları açısından son derece önemli çalışmalardır. Bu katma değeri sağlayamıyorsanız ürün kilogram fiyatına satılır. Eğer üzerine katma değer koyabiliyorsanız benzeri olan ürünlerden çok daha yüksek bedellerle satabiliyor olacaksınız. Tabii ki böyle kilit rol oynayan Ar-Ge’nin yarattığı maliyetlerinde ürüne yansıması kaçınılmaz olacaktır. Ama kullanıcılar açısından bakıldığında bu teknolojileri kullanmak onlara daha büyük faydalar getirebilecektir. Maliyeti yüksek dahi olsa teknoloji doğru kullanıldığı takdirde size çok önemli yararlar sağlayacaktır.

Dünyada makine emniyeti konusunda sürekli yeni standartlar oluşturuluyor. Bu standartların Türkiye’de uygulanması nasıl kontrol ediliyor?

Yavuz Çopur : Türkiye’de bakanlıklar nezdinde yapılan bazı çalışmalar var. Şu an için etkin denetimler başlamadı. Ancak birtakım kazalardan sonra yapılan soruşturmalarda derine inilebiliyor. Bunun yerine özel sektör kendi denetleme mekanizmasını çalıştırıyor. Bu tip denetlemeler daha ziyade tedarikçi ile ürün ve hizmet satın alan ilişkisi içerisinde gerçekleşiyor. Özellikle bazı yabancı firmalar kendi tedarikçi zincirlerine uyguladıkları birtakım yaptırımlarla firmaların daha emniyetli çalışmasını sağlıyorlar. Bu tip firmaların etkileri bakanlıklardan çok daha fazla oluyor. Çünkü bu firmalar "iş vermeyiz” dediklerinde tedarikçiler o işi kaybetmemek için gerekli iyileştirmeleri derhal gerçekleştiriyorlar. Bunun yanında oluşabilecek kaza risklerini göze alıp bile bile çalışan firmalar da yok değil. Bunun altında yatan nedenler tamamen ekonomik de olsa aslında oluşan bir kazanının maliyeti yapılacak iyileştirmenin maliyetinin onlarca katını bulabiliyor.

Türkiye’de denetim sistemi tam olarak oturmadı. Bunun sağlanabilmesi için devletin denetim faaliyetlerine önem vermesi, cezai yaptırımların caydırıcı nitelik taşıması ve emniyet bilincinin arttırılması için gerek devletin gerekse özel sektörün el ele çalışmaları şart. Zaten bilinç oturduğunda sistem kendi kendini yürütür hale gelecektir.

Emniyet konusunda mevcut bilincin artmasına yönelik faaliyetleriniz nelerdir?

Yavuz Çopur : Tüm sektörlere yönelik eğitimler ve seminerler düzenliyoruz. Standartların içeriği ile ilgili genel eğitimlerimiz var. Burada Almanya’daki merkezimizin desteğini de alıyoruz. Zira PILZ’in emniyet ve teknolojileri konusunda uzmanlaşmış önemli bir çalışan kadrosu Avrupa’da standartlara etki eden sivil toplum kuruluşlarında ve organizasyonlarda görev alıyor, bu standartların geleceğini belirliyor. Bu arkadaşlarımızın PILZ bünyesinde hazırladığı eğitim ve toplantılara Türkiye’den eğitimcilerimizi gönderiyor ve kendi eğitim programlarımızı da bu doğrultuda güncelliyoruz.

Bunun yanında kendi çözümlerimizle ilgili uygulama ve ürün eğitimlerimiz de var. Bu eğitimlerimiz ağırlıklı olarak son kullanıcı olarak tabir ettiğimiz sanayi firmalarına ve mühendislik hizmetleri veren çözüm şirketlerine yönelik. Eğitimlerimizi İstanbul ve Bursa’da bulunan ofislerimizde gerçekleştiriyoruz.

Türkiye’de her sektörde yaşanan en büyük sıkıntı, bir pazar oluştuğunda konuyu bilen bilmeyen herkesin oluşan bu pazara yönelmesidir. Türkiye’de emniyet pazarı çok büyük ancak emniyet konusu hiç de hafife alınacak kadar basit değil. Biz bütün odak noktamızı sadece emniyet konusunda yoğunlaştırmış yegâne organizasyon olarak Türkiye’de emniyet konusunda doğru bilinçlenme yaratmak için çalışıyoruz:

  • Emniyetin firmalarımız ve ülkemiz için son derece önemli oluğunu,
  • Emniyetin sadece sensör işi olmadığını arkasında çok daha fazla detay olduğunu,
  • Emniyet için doğru ürün ve mühendislik alınmadığında harcanan paranın çöpe gideceğini, mevcut riskin daha da fazla artacağını,
  • Emniyetin yanlış uygulanmasıyla üretim veriminin düşeceğini,
  • Doğru uygulanmış emniyet çözümü ile emniyet-otomasyon sinerjinin sağlanacağını
  • Ve Emniyetin cahil ellere teslim edilmeyecek kadar detaylı ve önemli bir konu olduğunu her fırsatta vurgulamaya çalışıyoruz!

Yavuz ÇOPUR

Pilz Türkiye

Genel müdür